Feeds:
Posts
Comments

25-27 Aralık – Sivas

Sivas’ın dağlarına..

İkinci gidişim Sivas’a..İlkinde ne kadar soğuk olduğun anlamama yetecek kadar kalmıştım. Bu seferki pek bir olaylı oldu. Uçak kalkar mı kalkmaz mı tereddütlü gittim çünkü tüm yurtta kar yağışı vardı. Zorlu bir inişten sonra Sivas’aa vardık. Her yer bembeyaz..Böylece yılın ilk ve belki son karını da görmüş oldum.

Çok sıkıldığım seyahatlerden biri oldu. Yapacak hiçbirşey yok. Dışarısı donduracak kadar soğuk.. İnsanların yolda bir yerden bir yere yürürken çok üşüdüklerinden ve donmaktan korktuklarından ötürü, mağazalara girip, biraz ısınıp tekrar yola devam ettiklerini okumuştum da “Hadi canım” demiştim. Gerçekten de o kadar var. Eldiveni bir saniye çıkarıyım desen eller bumbuz oluyor..

Havalimanı – otel – Hastane zincirinde geçen 2 gün, ardından dönüş uçağı bir gün sonra olduğu için bir gece daha zoraki kalış ve nihayet güzel bir Cumartesi günü dönüş… Cumartesimi yediğine mi üzüleyim, erken kalkmak zorunda olduğuma mı?

Neyseki tanıştığım yeni ve güzel insanlar var..

Bu sene Ağustos ayında gördüğüm Leylek sürüsünün yan etkileri olsa gerek, bir uçakla geliyor, bir sonrakiyle geri gidiyorum.. Yarın Adana..Bakalım ondan sonra nereye gideceğim..

Yılbaşına 3 gün kaldı..Geri sayım..

5-6 Kasım – Hatay

Hatay…

Yüzlerce senelik tarihi ile, görülmeye değer, iyi ki gittim diyebileceğim bir yer Hatay, Antakya…

Mustafa Kemal Üniversitesi’nin yeni cihazlarının eğitimi vardı. Bina daha açılmamış. Kötü şartlarda çalıştık. Cihaz arıza yaptı. Voltajda problem vardı. Hasta masada bekledi, hasta yakını pürüz çıkardı. Adamın silahı da varmış. Hastaya birşey olursa bizi vurmak için kapıda bekliyormuş. Nelerle karşılaşıyoruz. Bir de silahı gösterdi bize belindeki. Mühendis arkadaşım Şamil de vardı.

Şamil: Dayı ya ben de keleşi çıkarsaydım ne olacaktı?

Hasta yakını: Sen İstanbul’dan geliyorsun,sen de hiçbirşey yoktur…

O bölgede normal böyle şeylerle karşılaşmak..Vurmuyorlar mı doktorları hastaları ölünce yakınları ? Dövmüyorlar mı kapıda bekletti diye doktoru hastalar?  Koca profesörü vurmadılar mı hasta yakınları, hastalarını kaybedince? Oluyor işte, biz de yırttık )

Şamil sağolsun akşam bölgeyi bilen biri olarak yemeğe götürdü beni. Götürmesi ondan, ısmarlaması benden..Kervan Restaurant’a gittik. Turistik, yemekleri güzel bir yer. Harbiye tabir edilen bölgede. Küçük küçük şelalelere bakıyor. Bomboş restaurant. Bir biz varız. Mezeler geliyor önce. Nefis, nefis…Hepsi birbirinden güzel..Doyuruyorum tabi karnımı mezeler ve sıcak ekmekle..Başka birşey yiyemiyorum.

Antakya Çiğköftesi

2 günlük ufak bir seyahatti yine. Sadece 1 gece konakladım. Oldukça  uzaklarda, yolu çok ıssız, tenha, karanlık olan Ottoman Palace otelinde konakladım. Allah’tan Şamil götürdü, yoksa taksiyle gitmeye korkar insan. Bu taksici beni kaçırıyor galiba diye düşünür.

Aman Allahım ne otel ama.. Adamlar yapmış. Heryer pırıl pırıl, altın rengi..Kocaman yüksek tavanlı bir lobi. Ayrıca Asi’nin çekimleri varmış o gün orada. Tam da benim kalacağım katta. Asansörden çıkar çıkmaz  bornozuyla oyunculardan biri karşıma çıktı.

Odam sanki suit oda gibi, kocamandı, havuz manzaralı..Aslında otel termal tesis olarak meşhür ama tabii ki yararlanamadım yine her zamanki gibi.

Ertesi gün işim erken bitince hastanede biraz şehir turu yaptım. Önce Antakya Mozaik Müzesi’ni gezdim. Bayıldım mozaiklere. Nasıl yapılmış inanamiyor insan. Bu gezintinin ardından karnımı doyurmak için mola verdim. Anadolu Rastaurant’ı buldum, tavsiye üzerine..

Yine mezeler harika, ama bu sefer kararlıyım kebap da yiyeceğim, künefe de.. Kağıt kebap söyledim ama ne yalan söyleyeyim pek beğenemedim. Belki karnım doyduğu için, belki et konusunda hassas olduğum için. Çoğunu tabakta bırakmak istedim. Nasıl birşey derseniz, böyle hamburger köftesinin büyükçesi, et, çeşitli baharatlar ve otlarla karıştırılmış, güveç kapta pişirilmiş.

Ama künefe yemeden olmaz.. Çok sevmem künefeyi normalde ama gerçekten yemeye değerdi. İnanılmaz lezzetli.  Bunca yemeye 20 YTL hesap verdikten sonra, ayrıldım.

İstanbul’a getirmek için biraz tatlı aldım Emmoğlu’ndan.

Biraz Mado’da oturdum, zaman geçirdim. Doğrusu uçak 21:30 da olduğu için epeyce vaktim oldu. Havaalanına servisle gitmeye karar verdim, çünkü havaalanı çok uzak. 50 YTL tutuyor taksi ile. Antakya Turizm bürosundan servis kalkıyormuş. 1-2 saat de oradaki gençlerin yanında oturdum, insanları gözlemledim, bilet almaya gelenlere baktım. Askerler geldi 3-4 tane. Bilet aldılar İzmir’e. Terhis oluyorlardı sanırım. Ve yolculuk burada bitti..Geç saatte eve geldim, yorgun argın ama keyifli..

İlk defa iş seyahatimi, gezi seyahatine dönüştürebildim. Azıcık kendime vakit ayırabildim, ne mutlu bana.. Yine Hatay olsa da gitsek…

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.